Ara
  • Oğuz Kara

İhtiyati Tedbir Kararlarının Süresi - 23.07.2020 tarihli Anayasa Mahkemesi Şeyhmus Terece Kararı

İhtiyati tedbir kısa süreli bir koruma tedbiri olup, aşağıda sıralanan durumlarda verilen bir karardır:


- mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacaksa ya da tamamen imkansız hale gelecekse; veya,


- gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde,


uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir


İhtiyati tedbir, geçici bir koruma sistemi olduğundan, ihtiyati tedbir kararlarının uzun sürmesi mülkiyet hakkını ihlal etmektedir. Tedbir süresinin 19 yıl gibi uzun bir zamana yayılmasına ilişkin bir dava dosyası Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş olup, konuya ilişkin 2017/26532 başvuru numaralı karar 10.09.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.


Bu yazımız ile yukarda bahsettiğimiz 23.07.2020 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı'nı özetlemek isteriz.


I. Konu


Başvuru, murise karşı açılan ve varisler tarafından yürütülen taşınmaz ile ilgili tapu iptali ve tescil davasında verilen ihtiyati tedbir kararının 19 yıl gibi uzun bir sürece yayılması ve makul sürede sonlanmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edilmesi ile ilgilidir.


II. Olay Özeti

Tapuda başvurucunun murisi adına kayıtlı olan Batman’daki bir takım taşınmazlar hakkında eski malikin mirasçıları tarafından 1998 yılında tapu iptali ve tescili davası açılmıştır.


Batman Asliye Hukuk Mahkemesi uyuşmazlık konusu taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla taşınmazlara ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir.


Başvurucunun murisi 2000 yılında vefat etmiştir.


Mahkeme 2006 tarihinde davanın reddine karar vermiştir; ancak kararda ihtiyati tedbir ile ilgili olarak hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Temyiz edilen bu karar Yargıtay tarafından 2008 yılında bozulmuştur, bozma kararı neticesinde yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece davanın reddine hükmetmiştir. Lakin, yine ihtiyati tedbire ilişkin bir hükme yer vermemiştir. Temyiz edilen bu karar Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır.


Başvurucu 2017 yılında bireysel başvuruda bulunmuştur.


Mahkemenin 2019 tarihli yazısından başvurucunun malvarlığı yönünden uygulanan tedbirin 2017 yılında kaldırıldığı anlaşılmaktadır.

III. Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olayda başvurucu esas itibarıyla, söz konusu tedbirin makul bir süreyi aşması yüzünden "mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olması"ndan yakınmaktadır. Bu bağlamda ihtiyati tedbir kapsam ve süre bakımından ölçülü olmalıdır.


Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında da mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesinin mülk sahibine orantısız bir külfet yüklediği sonucuna varmıştır ve ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir.

Mülkiyet hakkını korumakla yükümlü bulunan devlet, maddi ve usule ilişkin güvenceleri yerine getirmelidir, ihtiyati tedbir kararı verilen davanın mümkün olan en hızlı şekilde sonuçlandırılması devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.

Başvuru konusu olayda başvurucunun taşınmazının tapu kaydına 20.05.1998 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi konulmuş ve bu şerh ancak 18.05.2017 tarihinde kaldırılabilmiştir. Başvurucunun ya da murisinin eski malikin mirasçılarınca açılan tapu iptali ve tescil davasının uzamasında herhangi bir kusurunun olmadığı yine Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen konular arasında yer almaktadır.


IV. Karar


Anayasa Mahkemesi 23.07.2020 tarihinde, Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması ve bu arada geçen süre itibariyle başvurucunun taşınmazında ihtiyati tedbir kararının mevut olması sebeplerinden ötürü, devletin de pozitif yükümlülüğüne aykırı davranışlarından ötürü hak ihlaline karar vermiştir.


V. Sonuç


Yargılama sürecinin ivedi bir şekilde işlememesi, başvurucu üzerinde ve mülkiyet hakkı çerçevesinde olumsuz etkiler yaratması sebepleriyle, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.


Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin kaynağı belirlenerek, devam edilen ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların giderilmesi , ayrıca uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekir.

Somut olayda ihlalin mahkeme işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi eski hale getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararı karşılığında 6.000-TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararı ortaya koyan somut bilgi ve belgeleri sunmalıdır. Başvurucu herhangi bir belge sunmadığı için maddi tazminat talebi reddedilmiştir.

Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararda ayrıca mülkiyet hakkının, ortada kamu gücü olmaksızın özel kişiler arasında meydana gelen uyuşmazlıklar neticesinde ihlal edilmesi halinde bile devletin sorumluluk altında olduğunu, nitekim devletin yargı makamları sayesinde etkili bir hukuksal mekanizma oluşturması gerektiği ve bunun yolunun da belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir ve kanun hükmünün varlığına bağlı olduğuna hükmetmiştir.


Av. Oğuz Kara

Stj. Av. Sıla Çoker

85 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör