Adi Ortaklık Nedir? Uygulamada En Sık Sorulan Sorular ve Hukuki Riskler
- Oguz Kara
- 30 Ara 2025
- 5 dakikada okunur
Adi ortaklık, çoğu zaman tarafların farkında bile olmadan içine girdiği; ancak hukuki sonuçları itibarıyla son derece ciddi riskler barındıran bir ortaklık türüdür. Şirket kuruluşu yapılmadan yürütülen iş birliklerinden, proje bazlı ticari faaliyetlere kadar pek çok alanda karşımıza çıkan adi ortaklık ilişkisi, doğru şekilde kurgulanmadığında ortaklar açısından ağır sorumluluklar doğurabilmektedir. Bu yazıda, adi ortaklığın ne olduğu, hangi hallerde ortaya çıktığı ve uygulamada en sık karşılaşılan hukuki sorunlar soru–cevap formatında ele alınmaktadır.
1. Adi ortaklık nedir ve hangi hallerde kendiliğinden doğar?
Adi ortaklık, Türk Borçlar Kanunu madde 620 ve devamında düzenlenmektedir. Adi ortaklık, en basit haliyle iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve/veya mallarını ortak bir amaca ulaşmak için birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmesel ilişkiyi ifade eder.
Bu ortaklık türünün kurulması için mutlaka yazılı bir sözleşme yapılması gerekmez. Tarafların davranışları, fiili iş birliği ve ortak amaç doğrultusunda hareket etmeleri, adi ortaklığın varlığı için yeterli kabul edilebilir.
Uygulamada genelde adi ortaklık hangi durumlarda kendiliğinden doğar?
Aşağıdaki hallerde taraflar çoğu zaman farkında olmadan adi ortaklık ilişkisine girmiş olur:
Şirket kurmadan birlikte bir proje yürütülmesi,
Bir tarafın sermaye, diğer tarafın emek koyduğu iş birlikleri,
“Önce deneyelim, sonra şirket kurarız” düşüncesiyle başlatılan ticari faaliyetler,
Ortak banka hesabı, ortak müşteri, ortak fatura veya gelir paylaşımı yapılan işler.
Bu gibi durumlarda taraflar arasında ortak amaç, katkı (emek veya sermaye) ve birlikte hareket etme iradesi varsa, hukuken adi ortaklığın varlığı kabul edilebilmektedir.
Adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Bu nedenle: hak ve borçlar doğrudan ortakların şahsında doğar, üçüncü kişilere karşı ortaklar müteselsilen sorumlu olabilir, ortaklardan biri tek başına yaptığı işlemle diğer ortakları da borç altına sokabilir
Bu yönüyle adi ortaklık, “kolay kurulan ama ciddi hukuki riskler barındıran” bir ortaklık türüdür.
2. Yazılı sözleşme yoksa adi ortaklık kurulmuş sayılır mı?
Adi ortaklığın kurulması için yazılı bir sözleşme yapılması zorunlu değildir. Türk Borçlar Kanunu’nda adi ortaklık sözleşmesi herhangi bir şekil şartına bağlanmamıştır. Bu nedenle taraflar arasında sözlü anlaşma ya da fiili davranışlar ile de adi ortaklık ilişkisi kurulabilmektedir.
Uygulamada adi ortaklıkların önemli bir kısmı, “nasıl olsa aramızda güven var” düşüncesiyle yazılı sözleşme yapılmadan kurulmaktadır. Ancak bu durum, ortaklık yoktur anlamına gelmeyecektir; aksine, uyuşmazlık halinde ispat sorunlarını beraberinde getirecektir.
Bir uyuşmazlık mahkemeye taşındığında mahkeme aşağıdaki sorulara cevap aramaktadır:
Taraflar ortak bir amaç doğrultusunda mı hareket etmiştir?
Taraflardan her biri ortaklığa emek, para veya başka bir değer koymuş mudur?
Taraflar arasında birlikte iş yapma iradesi var mıdır?
Bu unsurların varlığı halinde, yazılı sözleşme olmasa bile adi ortaklığın kurulduğu kabul edilebilmektedir.
3. Adi ortaklıkta ortakların borçlara ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğu nasıldır?
Adi ortaklığın en ayırt edici ve en riskli özelliği, tüzel kişiliğinin bulunmamasıdır.Bu nedenle adi ortaklıkta yapılan işlerden doğan borç ve yükümlülükler, doğrudan ortakların şahsına ait olmaktadır.
Adi ortaklıkta ortaklar, ortaklık faaliyetleri kapsamında doğan borçlardan dolayı üçüncü kişilere karşı müteselsilen (zincirleme) sorumludur. Müteselsil sorumluluk şu sonucu doğurur:
Alacaklı, borcun tamamını ortaklardan herhangi birinden talep edebilir
“Ben bu borca imza atmadım” savunması çoğu zaman sonuç doğurmaz
Borcu ödeyen ortak, diğer ortaklara rücu edebilir; ancak bu iç ilişkiye dairdir
Diğer bir deyişle, üçüncü kişilere karşı bakıldığında, ortakların her biri borcun tamamından sorumlu tutulabilir.
Ortaklardan biri tek başına işlem yaparsa diğerleri sorumlu olur mu? Evet, belirli şartlar altında olur. Adi ortaklıkta:
Ortaklardan biri, ortaklık işlerini yürütürken
Ortaklık adına veya ortaklık faaliyeti kapsamında
Üçüncü kişilerle işlem yapmışsa
diğer ortaklar da bu işlemden sorumlu tutulabilir. Zira, kanun, adi ortaklıkta yapılan işlemleri ortakların birlikte üstlendiği faaliyet olarak kabul etmektedir.
Uygulamada sıkça şu savunmayla karşılaşılır: “O sözleşmeyi ben imzalamadım, o yaptı.” Ancak adi ortaklıkta, yapılan iş ortaklık faaliyetiyle bağlantılıysa ve üçüncü kişi açısından bu durum makul şekilde böyle algılanıyorsa, sorumluluk tüm ortaklara yayılabilmektedir.
4. Adi ortaklıkta kâr ve zarar nasıl paylaşılır, sözleşme yoksa ne olur?
Adi ortaklıkta kâr ve zararın paylaşımı, taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre belirlenir.Ancak uygulamada çoğu zaman ya hiç sözleşme yapılmaz ya da bu konu açıkça düzenlenmez. Kanuna göre, aksine bir anlaşma yoksa adi ortaklıkta kâr ve zarar eşit olarak paylaşılmaktadır.
“Ben daha çok para koydum / daha çok çalıştım” iddiası tek başına yeterli midir? Hayır. Kanun, ortakların koyduğu sermayenin miktarına veya emeğin yoğunluğuna değil, sözleşmede ne kararlaştırıldığını esas almaktadır.
Şayet, kâr ve zarar paylaşımına ilişkin açık bir düzenleme yoksa, taraflardan biri yalnızca “ben daha fazla katkı sağladım” diyorsa, mahkeme, kural olarak eşit paylaşım ilkesini esas almaktadır.
Bu durum, özellikle şu tür uyuşmazlıklarda sıkça karşımıza çıkar:
Bir ortağın sermaye koyduğu, diğerinin işi yürüttüğü durumlar
Aile veya arkadaşlık ilişkisiyle kurulan ortaklıklar
“Sen yönet, ben finanse edeyim” şeklindeki sözlü anlaşmalar
Emeğini koyan ortak zarara da katlanır mı? Kural olarak evet. Adi ortaklıkta emek de bir katılım payı olarak kabul edilir ve emek koyan ortak da kâr kadar zarara da katlanmakla yükümlüdür. Ancak kanun önemli bir istisna tanımıştır: Eğer sözleşmede açıkça kararlaştırılmışsa, yalnızca emeğini koyan ortak zarara katılmayabilir, sadece kârdan pay alabilir. Bu istisnanın geçerli olabilmesi için, açık bir irade beyanı, tercihen yazılı bir düzenleme, bulunması gerekir.
Taraflar çoğu zaman şu varsayımla hareket eder: “Zaten adil olanı yaparız.” Ancak uyuşmazlık çıktığında “adil olan” değil, "ispat edilebilen" dikkate alınır. Yazılı düzenleme yoksa, mahkeme çoğu durumda tarafların katkılarını ayrıntılı şekilde hesaplamak yerine kanuni eşitlik kuralını uygulamaktadır.
5. Ortaklardan biri ayrılmak isterse veya işi bırakırsa ne olur?
Adi ortaklıkta bir ortağın tek taraflı olarak ortaklıktan ayrılmak istemesi, sanıldığı kadar basit sonuçlar doğurmaz. Zira, adi ortaklık, tarafların kişisel katkılarına dayanan bir ilişki olup, ortaklığın devamı ve sona ermesi kanuni kurallara tabidir.
Adi ortaklık: belirli süreli ise, süre dolmadan, belirsiz süreli ise, uygun bir zamanda ve dürüstlük kuralına uygun şekilde, feshedilebilir.
“Ben artık ortak değilim” demek yeterli midir? Hayır. Bir ortağın işi fiilen bırakması veya “artık ben yokum”demesi, ortaklığın kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez. Özellikle, ortaklık faaliyeti devam ediyorsa, üçüncü kişilerle ilişkiler sürüyorsa, ortaklık borçları doğmuş veya doğmaya devam ediyorsa ayrılan ortak, belirli şartlar altında sorumluluktan kurtulmuş sayılmayabilir.
Ayrılan ortak borçlardan sorumlu olmaya devam eder mi? Evet, edebilir. Adi ortaklıkta, ortaklıktan çıkma anına kadar doğmuş borçlardan, üçüncü kişilerin iyi niyetle ortaklık devam ediyormuş gibi işlem yaptığı hallerde ayrılan ortak da sorumlu tutulabilir. Zira, adi ortaklıkta üçüncü kişiler bakımından esas olan, dış dünyaya yansıyan görünümdür.
Uygulamada güvenli bir çıkış için şu adımlar kritik önemdedir:
Ortaklıktan çıkma iradesinin açık ve ispatlanabilir şekilde ortaya konması
Diğer ortaklara bildirim yapılması
Mümkünse üçüncü kişilere (müşteri, tedarikçi, banka vb.) durumun duyurulması
Ortaklık hesaplarının kapatılması veya tasfiye sürecinin başlatılması
Bu adımlar atılmadan yapılan “sessiz ayrılıklar”, ileride ciddi sorumluluklara yol açabilir.
6. Adi ortaklık nasıl sona erer ve tasfiye nasıl yapılır?
Adi ortaklık başlıca şu hallerde sona erer:
Ortaklık amacının gerçekleşmesi veya imkânsız hale gelmesi
Ortaklardan birinin ölümü, iflası veya ehliyetini kaybetmesi
Ortaklığın feshedilmesi (haklı sebep veya bildirimle)
Ortakların oybirliğiyle sona erdirme kararı alması
Bu hallerden biri gerçekleştiğinde ortaklık sona ermiş sayılır; ancak bu durum, doğrudan borç ve alacakların ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Adi ortaklığın sona ermesi ile tasfiyenin tamamlanması aynı şey değildir. Tasfiye, adi ortaklığın sona ermesinden sonra:
Ortaklık malvarlığının belirlenmesi
Borçların ödenmesi
Alacakların tahsil edilmesi
Ortakların koydukları katkıların ve kâr/zarar paylarının hesaplanması
sürecini ifade eder. Tasfiye yapılmadan: ortaklık ilişkisini hukuken sona eremeyecektir.
Adi ortaklıkta tasfiye, taraflar arasında anlaşma varsa anlaşmaya göre; anlaşma yoksa kanun hükümlerine göre yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamazsa, mahkeme yoluyla, tasfiye memuru atanması, ortaklık hesaplarının bilirkişi incelemesiyle çıkarılması, alacak ve borçların belirlenmesi, gündeme gelir. Bu süreç uygulamada uzun ve masraflı olabilmektedir.
En yaygın yanılgı şudur: “Ortaklık bitti, konu kapandı.” Oysa tasfiye yapılmamışsa; ortaklık borçları kişisel sorumluluk olarak geri dönebilir, kâr veya zarar paylaşımı yıllar sonra dava konusu olabilir. Bu nedenle adi ortaklığın sona ermesi mutlaka hukuken doğru izlenmiş bir tasfiye süreciyle tamamlanmalıdır.
7. Adi ortaklıkta en sık yapılan hatalar nelerdir?
Adi ortaklık, kuruluşunun kolaylığı nedeniyle çoğu zaman hukuki riskler yeterince düşünülmeden tercih edilmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
· Yazılı sözleşme yapmamak: Taraflar arası güvene dayalı ilişkiler, uyuşmazlık halinde ispat sorunlarına dönüşmektedir.
· Kâr, zarar ve katkı paylarını netleştirmemek: “Sonra konuşuruz” denilen konular, dava aşamasında en büyük problem haline gelmektedir.
· Ortaklardan birinin tek başına hareket etmesine sınır koymamak: Bu durum, diğer ortakların haberleri olmadan borç altına girmesine yol açabilmektedir.
· Ayrılmanın hukuki sonuçlarını göz ardı etmek: Fiilen ayrılan ortak, tasfiye yapılmadığı sürece sorumluluktan kurtulmuş sayılmayacaktır.
· Adi ortaklığı şirket gibi sanmak: Adi ortaklıkta; tüzel kişilik yoktur, sorumluluk sınırsızdır, kişisel malvarlığı riski vardır.
***
Adi ortaklık; doğru kurulduğunda esnek ve pratik bir iş birliği modeli olabilir. Adi ortaklıklar genellikle dostlukla başlamakta, ancak hukuki çerçeve çizilmezse dava ile sona ermektedir. Bu nedenle adi ortaklık kurulmadan önce veya mevcut bir iş birliği sürerken, ilişkinin hukuki niteliğinin doğru tespiti ve risklerin önceden belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.




Yorumlar