Mesleki Sorumluluk Sigortası ve Yargıtay’ın Güncel Yaklaşımı
- Oguz Kara
- 21 Oca
- 4 dakikada okunur
1. Mesleki Sorumluluk Sigortasının Tanımı ve Uygulamadaki Fonksiyonu
Mesleki sorumluluk sigortası, sigortalının mesleki faaliyeti sırasında üçüncü kişilere verdiği zararlar sebebiyle doğan tazminat taleplerini, poliçe kapsamında ve limitler dahilinde güvence altına alan bir sigorta türü olarak değerlendirilmektedir. Bu sigorta türünün özellikle uzmanlık ve özen yükümlülüğünün yüksek olduğu mesleklerde ön plana çıktığı; mesleki hata veya ihmallerin doğurabileceği zararların ekonomik sonuçlarının sigortalı açısından yönetilebilir hale gelmesini amaçladığı kabul edilmektedir.
Yargıtay uygulamasında da mesleki sorumluluk sigortasının, sorumluluk sigortasının bir türü olduğu ve sorumluluk hukukunun temel prensiplerinden taviz verilmeden, doğan tazminat riskinin sigorta himayesi altına alınmasına hizmet ettiği görülmektedir. Bu yönüyle mesleki sorumluluk sigortası, sigortalıyı koruyan bir mekanizma olmakla birlikte, aynı zamanda zarar gören üçüncü kişi bakımından tazminata erişim imkanını da güçlendirebilmektedir.
2. Mesleki Sorumluluk Sigortasında Görev – Yetki ve İş Bölümü Meselesi
Mesleki sorumluluk sigortasından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, Yargıtay’ın görev ve iş bölümü konusunu sıklıkla ele aldığı gözlemlenmektedir. Özellikle uyuşmazlığın niteliğinin “mesleki sorumluluk sigortasından kaynaklı olup olmadığı” noktasında yapılacak sınıflandırmanın, temyiz incelemesini yürütecek dairenin belirlenmesinde doğrudan etkili olduğu değerlendirilmektedir.
Uygulamada, dosyanın hangi Yargıtay dairesinde inceleneceği hususunda iş bölümü kuralları önem arz etmekte; mesleki sorumluluk sigortasına ilişkin uyuşmazlıklarda dosyanın ilgili daireye gönderilmesinin zorunluluk taşıdığı kabul edilmektedir. Bu kapsamda, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi ve kararların isabetli şekilde denetlenebilmesi için uyuşmazlığın sigorta hukuku bağlamında doğru nitelendirilmesi gerekmektedir.
3. Teminat Kapsamı ve Rizikonun Gerçekleşmesi: Poliçe Şartlarının Belirleyiciliği
Mesleki sorumluluk sigortası bakımından Yargıtay’ın kararlarında en belirgin yaklaşımın, teminat kapsamının poliçe şartları ve genel şartlar çerçevesinde belirlenmesi gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, sigortacının sorumluluğunun doğabilmesi için rizikonun poliçe ile güvence altına alınan koşullar içinde gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda yer alan “rizikonun gerçekleşmesi” düzenlemesinin, sigorta teminatının devreye girip girmeyeceğini belirleyen temel eşik olduğu değerlendirilmekte; somut olayda bu şartlar oluşmadığında, teminatın işletilmemesi ve temyiz itirazlarının reddi gibi sonuçların ortaya çıkabildiği anlaşılmaktadır.
Bu noktada, poliçenin kural olarak sözleşme süresi içinde mesleki faaliyet sebebiyle meydana gelen zararları teminat altına aldığı, geriye dönük rizikoların ise her olayda sigorta teminatına dahil kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Dolayısıyla zarar doğuran olayın zamanlaması, poliçe başlangıç ve bitiş tarihleri ile ihbar süreçleri bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Örneğin bir mimar (sigortalı), bir proje kapsamında hazırladığı statik hesap ve proje çizimleri sonrasında üçüncü kişinin zarar gördüğü iddiasıyla tazminat talebiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Sigortalı, bu tazminat talebinin mesleki sorumluluk sigortası kapsamında karşılanmasını talep etmekte; ancak sigorta şirketi, zararın poliçe yürürlük süresi dışında gerçekleştiğini veya rizikonun poliçe genel şartlarında öngörülen şekilde meydana gelmediğini ileri sürerek teminat kapsamı dışında kaldığını savunabilmektedir. Bu tip uyuşmazlıklarda, zararın “mesleki faaliyet sebebiyle” doğup doğmadığı, olayın poliçe süresi içinde kalıp kalmadığı ve rizikonun gerçekleşme şartlarının oluşup oluşmadığı hususları belirleyici olmakta; mahkeme tarafından poliçe metni, genel şartlar ve somut olayın zaman çizelgesi üzerinden değerlendirme yapılmakta, sonuca göre sigortacının sorumluluğu kabul edilebilmekte veya talep reddedilebilmektedir.
4. Teminat Dışı Haller ve İstisnalar: Yargıtay’ın Denetim Parametreleri
Mesleki sorumluluk sigortasında teminat dışı hallerin, uyuşmazlığın sonucunu doğrudan belirleyebildiği görülmektedir. Yargıtay kararlarında, poliçede açıkça teminat dışında bırakılan risklerin ve istisnaların uygulanabilirliğinin titizlikle incelendiği; sigorta teminatının geniş yorumlanmasının her zaman mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.
Özellikle poliçede yer verilen yasal düzenlemelere uyulmaması, mesleki faaliyetin kapsamı dışında kalan davranışlar veya özel istisna klozları gibi unsurların, teminatı dışlayıcı şekilde değerlendirilebildiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple uygulamada, yalnızca “zarar doğmuş olması” değil, zararın poliçede güvence altına alınan risklerden doğup doğmadığının ispatlanması gerektiği kabul edilmektedir.
Örneğin bir hekim hakkında, gerçekleştirilen tıbbi müdahale sonrasında “tıbbi kötü uygulama” iddiasıyla dava açılabilmekte ve hasta tarafından maddi–manevi tazminat talebinde bulunulabilmektedir. Hekim bu talebin mesleki sorumluluk poliçesi kapsamında karşılanmasını istemekte; sigorta şirketi ise poliçede yer alan istisna hükümlerine dayanarak, olayın teminat dışı bir hal kapsamında kaldığını veya poliçede aranan koşulların ispatlanamadığını ileri sürebilmektedir. Bu durumda uyuşmazlık, çoğu zaman “zararın poliçe kapsamına girip girmediği” noktasında yoğunlaşmakta; özellikle poliçedeki özel klozlar, genel şartlarda düzenlenen teminat dışı haller ve sigortalının mesleki faaliyet limitleri dikkate alınarak değerlendirme yapılmakta; teminat dışı halin oluştuğu kanaatine varıldığında davanın reddi gündeme gelebilmektedir.
5. Özel Meslek Grupları Yönünden İçtihatlar: Hekim, Eczacı ve Riskli Faaliyetler
Mesleki sorumluluk sigortasının bazı meslek gruplarında daha belirgin şekilde gündeme geldiği görülmektedir. Bu kapsamda hekim mesleki sorumluluk sigortaları bakımından, genel şartların ve poliçe klozlarının uygulamada belirleyici olduğu; tıbbi müdahaleye ilişkin iddiaların poliçe kapsamına girip girmediğinin, mesleki faaliyet sırasında gerçekleşip gerçekleşmediği ekseninde değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Benzer şekilde eczacı mesleki sorumluluk sigortalarında da, mesleki hata veya yetersizlik iddialarının poliçe teminatına dahil olup olmadığı limit ve kapsam üzerinden ele alınmakta; üçüncü kişiye yönelen zararlar bakımından poliçe limitleri dahilinde sigorta korumasının gündeme gelebildiği kabul edilmektedir.
Riskli veya tehlikeli maddelerle bağlantılı mesleki faaliyetlerde ise sigorta korumasının niteliği daha hassas hale gelmekte; bazı poliçe türlerinde kusur aranmaksızın üçüncü kişiye verilen zararların poliçe limiti dahilinde temin edildiği değerlendirmeleri gündeme gelebilmektedir. Bu noktada her somut olayda, poliçenin özel şartları ve sigortanın düzenleniş amacı belirleyici olmaktadır.
Örneğin bir serbest çalışan avukat hakkında, hizmet verdiği üçüncü kişi tarafından “özen yükümlülüğüne aykırılık” iddiasıyla tazminat talebinde bulunulabilmekte; sigortalı da bu talebin mesleki sorumluluk sigortasından karşılanmasını talep edebilmektedir. Ancak bazı uyuşmazlıklarda sigortalının elindeki poliçenin mesleki sorumluluk sigortası değil, gelir koruma veya farklı bir teminat türü olduğu ortaya çıkabilmekte; bu durumda poliçenin hangi riski güvence altına aldığı, hangi zararları hedeflediği ve üçüncü kişiye yönelen tazminat taleplerini karşılayıp karşılamadığı tartışmalı hale gelebilmektedir. Böyle bir senaryoda mahkemece poliçenin niteliği ve kapsamı belirlenmekte; poliçenin üçüncü kişiye yönelen tazminat taleplerini kapsamadığı sonucuna varıldığında sigorta şirketinin sorumluluğu kabul edilmemekte, poliçenin işlevinin farklı bir risk yönetimine yönelik olduğu değerlendirilmektedir.
6. Mesleki Sorumluluk Sigortasının Benzer Sigorta Türlerinden Ayrımı
Uygulamada bazı sigorta türleri ile mesleki sorumluluk sigortasının karıştırılabildiği görülmektedir. Özellikle gelir koruma sigortası gibi ürünler ile mesleki sorumluluk sigortası arasındaki temel ayrımın, birinde sigortalının gelir kaybının; diğerinde ise üçüncü kişiye karşı doğan tazminat sorumluluğunun hedef alınması olduğu değerlendirilmektedir.
Bu ayrımın, sigorta ilişkisinin hukuki niteliği ve tüketici işlemi olup olmadığı tartışmalarında önem taşıdığı; özellikle mahkemenin uyuşmazlığı hangi sözleşme tipine dahil ettiğinin, uygulanacak hükümler bakımından doğrudan etkili olabildiği kabul edilmektedir.
7. Sonuç: Poliçe Metni ve Genel Şartların Belirleyiciliği
Yargıtay’ın güncel kararları birlikte değerlendirildiğinde, mesleki sorumluluk sigortasında poliçe şartlarının öncelikli olduğu ve sigorta korumasının kapsamının genel şartlar ile istisna hükümleri üzerinden belirlendiği görülmektedir. Görev – iş bölümü tartışmalarının ise özellikle temyiz aşamasında yargılamanın sağlıklı yürütülmesi bakımından önemini koruduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle uygulamada mesleki sorumluluk sigortasına dayalı taleplerde; poliçe süresi, rizikonun gerçekleşme koşulları, teminat kapsamı, istisnalar, özel klozlar ve delillendirme stratejisinin birlikte değerlendirilmesi gerekmekte; somut olayın dinamiğine göre dava stratejisinin kurgulanması zorunluluk arz etmektedir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, mesleki sorumluluk sigortası uyuşmazlıklarında poliçe metni, genel şartlar, istisnalar ve somut olayın gelişimi birbirinden farklı sonuçlara yol açabilmektedir. Dolayısıyla, dosya bazlı değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.




Yorumlar