top of page

Manipülasyon Suçu ve Hukuki Sonuçları

  • Yazarın fotoğrafı: Oguz Kara
    Oguz Kara
  • 11 Oca
  • 6 dakikada okunur

Sermaye piyasalarına olan ilginin son yıllarda belirgin biçimde artması, yatırımcı sayısındaki yükselişle birlikte piyasa güvenliğini daha da kritik hâle getirmiştir. Özellikle tecrübesi sınırlı yatırımcıların piyasaya girmesi, fiyat oluşum mekanizmasının sağlıklı işlemesini engelleyen davranışlara karşı kırılganlığı artırmaktadır. Bu noktada manipülasyon, yalnızca etik dışı bir piyasa davranışı değil; yatırımcıların karar alma süreçlerini doğrudan etkileyen ve hukuki yaptırımlara bağlanan ciddi bir piyasa bozucu fiil olarak karşımıza çıkmaktadır. Sermaye piyasasının güvenilirliği, şeffaflığı ve etkinliği, bu tür davranışların önlenmesiyle mümkün olabilmektedir.


  1. Manipülasyon Kavramının Hukuki Çerçevesi


Manipülasyon kavramı, öğretide üzerinde tam anlamıyla uzlaşılmış tek bir tanıma sahip olmamakla birlikte, genel olarak sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, arz ve talep dengesini veya piyasa görünümünü yapay biçimde etkilemeye yönelik davranışlar olarak kabul edilmektedir. Bu tür müdahalelerin ortak özelliği, serbest piyasa koşullarında kendiliğinden oluşması beklenen fiyat mekanizmasını bozmasıdır. Başka bir ifadeyle manipülasyon, yatırımcıların rasyonel ve sağlıklı bilgiye dayalı karar almasını engelleyen, piyasanın doğal işleyişine dışarıdan yapılan bilinçli bir müdahaledir.


  1. Türk Hukukunda Piyasa Dolandırıcılığı (SPK madde 107)


Türk hukukunda manipülasyon, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde “piyasa dolandırıcılığı” başlığı altında açık ve sistematik biçimde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf ve istikrarlı bir ortamda işlemesini sağlamayı; yatırımcıların doğru ve sağlıklı bilgiye dayalı karar alabilmesini güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede piyasa dolandırıcılığı, klasik anlamda bireysel menfaatleri hedef alan bir dolandırıcılık türü olarak değil, piyasanın bütününe yönelen ve kamusal güveni zedeleyen bir ekonomik suç olarak ele alınmıştır.


Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesi, manipülasyonu iki temel görünüm altında yaptırıma bağlamaktadır. Buna göre, sermaye piyasası araçlarının fiyatları, fiyat değişimleri, arz ve talepleri hakkında yanlış veya yanıltıcı izlenim yaratmaya elverişli işlem davranışları işleme dayalı piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilirken; yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi, söylenti çıkarılması, haber yapılması, yorum veya rapor hazırlanması ve yayılması ise bilgiye dayalı piyasa dolandırıcılığı olarak düzenlenmiştir. Bu ayrım, manipülasyonun yalnızca işlem hareketleriyle değil, bilgi akışı üzerinden de gerçekleşebileceğini kabul eden bütüncül bir yaklaşımı yansıtmaktadır.


Manipülasyon kavramının piyasa üzerindeki yıkıcı etkisini somutlaştıran en çarpıcı küresel örneklerden biri, 2000’li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan Enron skandalıdır. Şirketin mali tabloları ve kamuya açıklanan finansal bilgiler, gerçeği yansıtmayan bir kurgu ile sunulmuş; bu durum, yatırımcıların şirketin gerçek ekonomik durumunu sağlıklı biçimde değerlendirmesini engellemiştir. Sonuç olarak piyasa değeri, şirketin fiilî mali gücünden bağımsız şekilde yapay olarak yükselmiş; fiyat oluşumu, doğal arz ve talep mekanizması yerine yönlendirilmiş bilgi akışı üzerinden şekillenmiştir.


Enron vakası, manipülasyonun yalnızca bireysel yatırımcıların zarar görmesiyle sınırlı kalmadığını; piyasa bütünlüğünü, finansal sisteme duyulan güveni ve hatta küresel ölçekte ekonomik istikrarı tehdit edebilecek sonuçlar doğurabileceğini göstermesi bakımından öğretide ve uygulamada önemli bir referans noktası hâline gelmiştir. Bu örnek, sermaye piyasalarında doğru bilginin korunmasının ve yanıltıcı uygulamalara karşı etkin hukuki yaptırımlar öngörülmesinin neden vazgeçilmez olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.


  1. İşleme Dayalı Manipülasyon: Yapay Piyasa Görünümü


İşleme dayalı manipülasyon, ilk bakışta hukuka uygun gibi görünen alım-satım işlemlerinin gerçekte yanıltıcı bir piyasa algısı yaratmak amacıyla gerçekleştirilmesi hâlinde ortaya çıkmaktadır. Örneğin bir hisse senedinde, gerçekte yatırım amacı bulunmaksızın, fiyatı yükseltiyormuş izlenimi yaratacak şekilde kısa sürede çok sayıda alım emri verilmesi ve ardından bu emirlerin iptal edilmesi, piyasada yapay bir talep varmış algısı oluşturabilir. Bu tür işlemler, diğer yatırımcıları fiyat artışı beklentisiyle işlem yapmaya yönlendirdiğinde, görünürde sıradan borsa işlemleri olsa dahi hukuken manipülatif nitelik kazanabilmektedir.


İşleme dayalı manipülasyonun küresel ölçekteki en dikkat çekici örneklerinden biri, 2010 yılında ABD borsalarında yaşanan ve literatüre Flash Crash olarak geçen olaydır. Çok kısa bir zaman dilimi içinde, yoğun ve otomatik alım-satım emirlerinin piyasaya verilmesi, fiyatların gerçek ekonomik verilerle açıklanamayacak şekilde ani ve sert biçimde düşmesine yol açmıştır. Bu süreçte emirlerin büyük bir kısmının hızla iptal edilmesi, piyasada gerçekte var olmayan bir likidite ve talep izlenimi yaratmış; yatırımcılar, piyasanın doğal işleyişinden kopuk bir fiyat hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Olay, görünürde teknik ve hukuka uygun işlemlerin, piyasada yapay bir görünüm yaratarak manipülatif etki doğurabileceğini açık biçimde ortaya koymuştur.


6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesi içtihatları, piyasa dolandırıcılığı suçunun kapsamının nasıl yorumlandığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Nitekim Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2016/108 E., 2017/37 K., 09.01.2017 tarihli kararında; halka arz sürecinde yayımlanan izahname ve fiyat tespit raporlarında yer alan bilgilerin, şirketin gerçek mali durumunu yansıtmadığı ve yatırımcıların kararlarını etkileyecek şekilde yanıltıcı nitelik taşıdığı tespit edilmiştir. Karara konu olayda, kamuya açıklanan belgelerin Kurul tarafından onaylanmış olmasının, içeriğin gerçeğe uygunluğunu garanti etmeyeceği özellikle vurgulanmış; yatırımcıların hatalı yönlendirilmesine yol açan bilgi sunumunun piyasa dolandırıcılığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, Kanun’un amacının yalnızca şekli yükümlülüklerin yerine getirilmesi değil, yatırımcıların doğru ve sağlıklı bilgiye erişiminin korunması olduğunu açıkça göstermektedir.


  1. Bilgiye Dayalı Manipülasyon: Yanlış ve Yanıltıcı Bilgilerle Yönlendirme


Bilgiye dayalı manipülasyon, piyasanın bilgiye duyarlılığı üzerinden gerçekleşmektedir. Sermaye piyasasında fiyatların oluşumu büyük ölçüde kamuyu aydınlatan bilgilere dayanır. Bu nedenle bir şirketin mali durumu, faaliyetleri veya geleceğine ilişkin yanlış, yanıltıcı ya da eksik bilgilerin yayılması, yatırımcıların kararlarını doğrudan etkileyebilir. Günümüzde bu tür manipülasyonlar yalnızca geleneksel medya yoluyla değil, sosyal medya paylaşımları, yorumlar ve çeşitli dijital platformlar aracılığıyla da yapılabilmektedir. Gerçeği yansıtmayan beklentilerin dolaşıma sokulması, kısa sürede fiyat hareketlerine yol açarak yatırımcıları zarara uğratabilmektedir.


Yargıtay incelemesine konu bir dosyada, sermaye piyasası aracının işlem gördüğü dönemde, piyasa koşulları ve şirketin mali verileriyle açıklanamayacak şekilde fiyat ve işlem hacminde olağan dışı hareketler meydana geldiği; bu hareketlerin, yatırımcılar nezdinde yapay bir piyasa canlılığı izlenimi yarattığı belirlenmiştir. Özellikle, işlem davranışlarının yatırımcıları alım yönünde teşvik edecek biçimde kurgulanmış olması, piyasanın doğal arz–talep dengesine müdahale edildiğinin göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, bu tür durumlarda işlemlerin tek tek hukuka uygun görünmesinin, bütüncül etki itibarıyla manipülatif nitelik taşımasını engellemeyeceğini kabul ederek, işleme dayalı manipülasyonun tespitinde piyasa üzerindeki fiilî etkinin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu değerlendirme, uygulamada “her işlem tek başına serbesttir” savunmasının neden yeterli görülmediğini açıkça ortaya koymaktadır.


Bilgiye dayalı manipülasyonun modern ve dijital boyutunu gösteren çarpıcı bir örnek ise 2021 yılında yaşanan GameStop sürecidir. Fiziksel mağazalar üzerinden faaliyet gösteren ve uzun süredir finansal zorluklar yaşayan bu şirketin hisseleri, temel ekonomik göstergelerle açıklanamayacak şekilde kısa sürede olağanüstü bir değer artışı yaşamıştır. Sosyal medya platformlarında ve çevrim içi forumlarda hızla yayılan yorumlar, beklentiler ve yönlendirici paylaşımlar, şirketin finansal gerçekleriyle doğrudan bağlantısı olmayan bir fiyat artışına yol açmıştır. Bu süreçte paylaşılan bilgilerin önemli bir kısmı doğrulanabilir nitelikte olmamakla birlikte, yatırımcı psikolojisi üzerinde güçlü bir etki yaratmış; fiyatlar, ekonomik temellerden ziyade dijital ortamda oluşturulan algılar doğrultusunda şekillenmiştir. Bu örnek, bilgiye dayalı manipülasyonun günümüzde yalnızca resmî açıklamalarla değil, sosyal medya üzerinden yayılan söylemler aracılığıyla da gerçekleşebileceğini göstermesi bakımından son derece öğreticidir.


  1. Manevi Unsur Tartışması ve Güncel Yaklaşım


Manipülasyon suçlarında en çok tartışılan hususlardan biri, failin niyetinin yani manevi unsurun nasıl değerlendirileceğidir. Öğretide uzun süre, manipülasyonun varlığı için özel bir kastın bulunup bulunmadığı tartışılmıştır. Ancak güncel yaklaşımda, özellikle piyasa üzerindeki objektif etki ön plana çıkmaktadır. Gerçekleştirilen işlemlerin veya yayılan bilgilerin piyasada yanlış ya da yanıltıcı bir izlenim yaratması, failin niyetinden bağımsız olarak hukuki sorumluluğun doğması için yeterli kabul edilebilmektedir.


  1. Manipülasyonun Cezai Sonuçları


Sermaye piyasasında manipülasyon, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde “piyasa dolandırıcılığı” başlığı altında açık biçimde cezai yaptırıma bağlanmıştır. Kanun, işleme dayalı piyasa dolandırıcılığı (m.107/1) bakımından; yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmaya elverişli şekilde alım-satım yapılması, emir verilmesi, iptal edilmesi/değiştirilmesi veya hesap hareketleri gerçekleştirilmesi gibi davranışları suç olarak tanımlar ve bu fiiller için hapis cezası ile adli para cezasının birlikte uygulanacağını öngörür. Aynı maddede bilgiye dayalı piyasa dolandırıcılığı (m.107/2) bakımından ise yatırımcı kararlarını, fiyatı veya değeri etkilemeye yönelik yalan/yanlış/yanıltıcı bilgi verilmesi, söylenti çıkarılması, haber verilmesi, yorum yapılması veya rapor hazırlanması/yayılması ve bu suretle menfaat sağlanması yaptırıma bağlanmıştır.


Yaptırım rejiminin en kritik yönlerinden biri, adli para cezasının “sembolik” bırakılmasını engelleyen menfaat bağlantısıdır. Nitekim işleme dayalı piyasa dolandırıcılığı bakımından, hükmedilecek adli para cezasının suçtan elde edilen menfaatten az olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu yaklaşım, failin elde ettiği ekonomik kazancın yalnızca hapis tehdidiyle değil, aynı zamanda ekonomik olarak da geri alınması/dengeye kavuşturulması amacını taşır. Ayrıca 20.02.2020 tarihli 7222 sayılı Kanun değişikliğiyle 107. madde kapsamındaki hapis cezalarının alt sınırının üç yıla yükseltilmesi, uygulamada caydırıcılığı artıran önemli bir kırılma noktasıdır; zira alt sınırın yükselmesiyle birlikte bazı ceza muhakemesi sonuçlarının (örneğin HAGB/erteleme ihtimallerinin) devre dışı kalması hedeflenmiştir.


Kanun koyucu, işleme dayalı piyasa dolandırıcılığı için ayrıca etkin pişmanlık benzeri özel bir mekanizma da öngörmüştür. Buna göre, m.107/1 kapsamındaki suçlarda failin pişmanlık göstererek belirli bir asgari tutarın altında olmamak üzere elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı Hazine’ye ödemesi hâlinde; soruşturma başlamadan önce ödeme yapılırsa cezasızlık, soruşturma evresinde yapılırsa cezada indirim, kovuşturma evresinde hükümden önce yapılırsa daha sınırlı indirim gibi sonuçlar gündeme gelebilir. Bu düzenlemenin temel işlevi, piyasadaki zararlı etkinin hızlı biçimde giderilmesini teşvik ederek hem piyasayı korumak hem de kamu otoritesinin müdahale kapasitesini güçlendirmektir.


Bununla birlikte manipülasyonun sonuçları yalnızca gerçek kişiler bakımından cezayla sınırlı değildir. Suçun bir tüzel kişinin yararına işlenmesi hâlinde, ilgili tüzel kişi hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilmesi de ayrıca düzenlenmiştir.


Öte yandan piyasa dolandırıcılığı suçlarında soruşturmanın başlayabilmesi için, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı başvurusunun muhakeme şartı niteliğinde olduğu; kamu davası açılması hâlinde Kurul’un “katılan” sıfatı kazandığı ve soruşturma sürecinde Kurul meslek personelinden yararlanılabildiği de Kanun’da açık bir usul rejimi olarak öngörülmüştür.


Uygulama düzleminde ise SPK’nın işlem yasağı ve idari para cezası gibi idari tedbirleri, özellikle piyasa güvenliğini korumaya dönük tamamlayıcı bir yaptırım alanı oluşturur; nitekim Kurul’un farklı yıllara ilişkin istatistik açıklamalarında işlem yasağı tedbirleri ve idari para cezalarının arttığına dikkat çekildiği görülmektedir.


  1. Sonuç: Önleyici Hukuk ve Piyasa Güveninin Korunması


Sonuç olarak sermaye piyasasında manipülasyon, bireysel yatırımcı zararlarının ötesinde, piyasanın bütününe yönelik sistemik bir tehdit oluşturmaktadır. Yatırımcıların ve şirketlerin bu risklerin farkında olması, hukuki sınırları doğru şekilde değerlendirmesi ve önleyici bir hukuk anlayışıyla hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Sermaye piyasasında güvenin korunması, ancak şeffaflık ilkesine uygun davranışlar ve profesyonel hukuki destekle mümkün olabilecektir.


Av. Oğuz Kara

bottom of page