top of page

Tek Satıcılık Sözleşmesi: Görünen Haklar, Gizli Riskler

  • Yazarın fotoğrafı: Oguz Kara
    Oguz Kara
  • 8 Oca
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 13 Oca

Son yıllarda özellikle distribütörlük, bayilik ve marka bazlı satış ilişkilerinin artmasıyla birlikte, tek satıcılık sözleşmeleri ticari hayatın en sık karşılaşılan sözleşme türlerinden biri haline gelmiştir. Üretici veya tedarikçiler, belirli bir bölge veya pazar için ürünlerinin satışını tek bir satıcıya bırakarak hem dağıtım ağını kontrol etmeyi hem de marka değerini korumayı hedeflemektedir.


İlk bakışta taraflar açısından cazip görünen bu sözleşmeler; uygulamada rekabet hukuku, üçüncü kişilere etkisi, tekel hakkının sınırları ve sözleşmenin geçerliliği gibi birçok hukuki tartışmayı da beraberinde getirmektedir. Özellikle sözleşmenin yanlış kurgulanması halinde, tarafların ağır tazminat talepleriyle veya idari yaptırımlarla karşı karşıya kalması mümkündür.

Tek satıcılık sözleşmeleri, sanılanın aksine yalnızca iki taraf arasında serbestçe kararlaştırılabilecek basit ticari düzenlemeler değildir. Bu sözleşmeler; Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde ciddi sınırlamalara tabidir.


Bu yazıda; tek satıcılık sözleşmesinin ne olduğu, tek satıcıya tanınan tekel hakkının kapsamı, sözleşmenin üçüncü kişilere etkisi, rekabet hukuku bakımından taşıdığı riskler ve uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar, soru–cevap yöntemiyle ve hukuki çerçevede ele alınmaktadır.


1. Tek satıcılık sözleşmesi nedir?


Tek satıcılık sözleşmesi; üretici veya tedarikçi ile satıcı arasında kurulan, belirli bir ürünün veya ürün grubunun belirli bir coğrafi bölgede münhasıran satılması hakkını tek bir satıcıya tanıyan, sürekli nitelikte bir sözleşmedir.


Bu sözleşme ile üretici;


  • Ürünlerini belirlenen bölgede başka satıcılara vermemeyi,

  • Çoğu durumda kendisinin de doğrudan satış yapmamayı,


taahhüt ederken; tek satıcı ise sözleşme konusu ürünleri kendi adına ve hesabına satarak ürünlerin sürümünü artırma yükümlülüğü altına girer.


Tek satıcılık sözleşmesi;


  • Acentelik sözleşmesinden (temsil yetkisi bulunmaması),

  • Bayilik sözleşmesinden (satış tekeli içermesi),

  • Distribütörlük ilişkilerinden


farklı, kendine özgü (sui generis) bir hukuki yapıya sahiptir.


Bu sözleşmede tek satıcı, üreticinin temsilcisi değil; bağımsız bir tacir konumundadır. Ancak uygulamada marka kullanımı ve satış şekli nedeniyle üçüncü kişiler nezdinde çoğu zaman üreticinin uzantısı gibi algılanabilmektedir.


2. Tek satıcılık sözleşmesi satıcıya sınırsız bir tekel hakkı verir mi?


Hayır. Tek satıcılık sözleşmesi ile tanınan tekel hakkı sınırsız değildir. Tekel hakkı;

  • Yer (coğrafi bölge),

  • Süre,

  • Ürün veya ürün grubu


bakımından açık ve ölçülü şekilde sınırlandırılmalıdır.


Aşırı geniş, belirsiz veya uzun süreli tekel düzenlemeleri; sözleşmenin geçersizliği, rekabet hukuku ihlali, idari para cezası riski, doğurabilmektedir.


Uygulamada tek satıcılık sözleşmelerinde;


  • Basit tekel (üreticinin doğrudan satış yapmaması),

  • Kuvvetlendirilmiş tekel (diğer satıcıların da satış yapmaması),

  • Mutlak tekel (üçüncü kişilerin dahi satışının engellenmesi)


şeklinde farklı derecelerde tekel düzenlemelerine rastlanmaktadır. Ancak özellikle mutlak tekel içeren sözleşmeler, çoğu durumda hukuka aykırılık riski taşımaktadır.


3. Tek satıcılık sözleşmesi üçüncü kişileri bağlar mı?


Tek satıcılık sözleşmesi, kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları arasında hüküm doğurur. Başka bir ifadeyle, bu sözleşme üretici ile tek satıcı arasında kurulan bir borç ilişkisidir ve üçüncü kişileri doğrudan bağlamaz.


Türk hukukunda sözleşmelerin üçüncü kişileri bağlamaması, sözleşmelerin nisbiliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu ilke gereği; sözleşmenin tarafı olmayan kişiler, tek satıcılık sözleşmesinden doğan yükümlülüklerle bağlı tutulamaz. Bu nedenle, uygulamada sıkça karşılaşılan;


“Başka bir bayi benim bölgemde satış yapıyor, dava açabilir miyim?”


“Üretici dışında üçüncü kişiler de satış yapıyor, bunu engelleyebilir miyim?”


şeklindeki sorulara verilecek cevap, her durumda doğrudan ‘evet’ değildir.


Tek satıcı, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilere karşı, yalnızca tek satıcılık sözleşmesine dayanarak doğrudan bir talepte bulunamaz. Üçüncü kişinin bu sözleşmeye aykırı davranması, tek başına hukuki sorumluluk doğurmaz. Ancak bu durum, üçüncü kişilere karşı hiçbir hukuki yolun bulunmadığı anlamına da gelmemektedir. Bazı istisnai hâllerde, üçüncü kişilerin davranışları; haksız rekabet, kötü niyet, dürüstlük kuralına aykırılık, teşkil ediyorsa, tek satıcının üçüncü kişilere karşı hukuki yollara başvurması mümkün olabilmektedir.


Bu noktada her somut olayın; satış şekli, üçüncü kişinin sözleşmeden haberdar olup olmadığı, piyasa dengelerini bozacak bir müdahale bulunup bulunmadığı, gibi kriterler çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.


4. Tek satıcının bölgesinde başka bir satıcının satış yapması hukuki sonuç doğurur mu?


Tek satıcının sözleşme ile kendisine tahsis edilen bölgede başka bir satıcının faaliyet göstermesi, her durumda hukuka aykırı bir durum oluşturmaz. Bu tür bir satışın hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı, satışın kim tarafından ve hangi şekilde yapıldığına göre değerlendirilmelidir.

Öncelikle, üretici veya tedarikçi tarafından yapılan satışlar bakımından değerlendirme yapılmalıdır. Tek satıcılık sözleşmesinde üretici, belirlenen bölgede başka satıcılara ürün vermemeyi veya kendisi de doğrudan satış yapmamayı taahhüt etmiş olabilir. Bu tür bir taahhüdün ihlali halinde, üretici sözleşmeye aykırı davranmış olur ve tek satıcının sözleşmesel hakları gündeme gelir.


Buna karşılık, üretici ile herhangi bir sözleşmesel ilişkisi bulunmayan üçüncü kişilerin satış faaliyetleri bakımından durum farklıdır. Daha önce de belirtildiği üzere, tek satıcılık sözleşmesi üçüncü kişileri doğrudan bağlamaz. Bu nedenle, üçüncü kişilerin sırf aynı bölgede satış yapmaları, tek başına hukuka aykırılık teşkil etmez. Ancak bazı durumlarda üçüncü kişilerin satış faaliyetleri;


  • piyasadaki dürüst rekabet koşullarını bozacak şekilde yürütülüyorsa,

  • tek satıcının emek ve yatırımlarından haksız şekilde yararlanılıyorsa,

  • tüketiciler nezdinde yanıltıcı bir izlenim yaratılıyorsa,


bu faaliyetler haksız rekabet kapsamında değerlendirilebilmektedir.


Özellikle üçüncü kişinin, tek satıcının münhasır yetkisini bildiği hâlde ve bu yetkiyi bertaraf etmeye yönelik şekilde hareket etmesi, hukuki sorumluluğu gündeme getirebilir. Bu tür hâllerde, tek satıcının üçüncü kişiye karşı haksız rekabet hükümlerine dayalı taleplerde bulunması mümkün olabilir. Dolayısıyla, tek satıcının bölgesinde gerçekleşen her satış otomatik olarak hukuka aykırı kabul edilmez. Her somut olayda;


  • satışın kaynağı,

  • satışın yoğunluğu,

  • piyasa etkisi,

  • tarafların iyi niyeti


gibi unsurlar birlikte değerlendirilmelidir.


5. Tek satıcılık sözleşmeleri rekabet hukukuna aykırı mıdır?


Tek satıcılık sözleşmeleri, her durumda rekabet hukukuna aykırı sözleşmeler değildir. Ancak bu sözleşmeler, yapıları gereği rekabeti sınırlayıcı etki doğurma potansiyeline sahip olduklarından, rekabet hukuku denetimine tabidir.


4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında, tek satıcılık sözleşmeleri çoğunlukla dikey anlaşmaniteliğinde değerlendirilir. Dikey anlaşmalar; üretici, tedarikçi ve satıcı gibi piyasanın farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında yapılan anlaşmalardır.


Tek satıcılık sözleşmesinin rekabet hukukuna aykırı olup olmadığı değerlendirilirken, sözleşmenin:


  • piyasa yapısı üzerindeki etkisi,

  • ilgili pazarda rekabeti ne ölçüde sınırladığı,

  • tarafların pazardaki gücü


gibi unsurlar dikkate alınır.


Özellikle sözleşme ile; belirli bir bölgede tüm rekabetin dışlanması, alternatif satış kanallarının tamamen kapatılması, rakip teşebbüslerin pazara girişinin zorlaştırılması, sonucunu doğuran düzenlemeler, rekabet hukuku bakımından risk taşımaktadır.


Buna karşılık, tek satıcılık sözleşmesinin; dağıtım sisteminin etkinliğini artırması, hizmet kalitesini yükseltmesi, tüketiciye fayda sağlaması, gibi meşru ekonomik gerekçelere dayanması hâlinde, rekabet hukuku bakımından kabul edilebilir olduğu da görülmektedir. Bu nedenle, tek satıcılık sözleşmeleri bakımından “hukuka uygunluk” veya “hukuka aykırılık” değerlendirmesi soyut ve genel bir kuralla değil, her somut olayın özelliklerine göre yapılır.


Uygulamada en sık yapılan hata, tek satıcılık sözleşmesinin taraflar arasında serbestçe kararlaştırılabileceği ve rekabet hukukundan bağımsız olduğu varsayımıdır. Oysa bu tür sözleşmeler, yalnızca borçlar hukuku açısından değil, kamu düzenini ilgilendiren rekabet hukuku kuralları açısından da incelenmelidir.


6. Tek satıcılık sözleşmeleri rekabet hukuku bakımından muafiyet kapsamında değerlendirilebilir mi?


Tek satıcılık sözleşmeleri, rekabeti sınırlayıcı etki doğurma potansiyeline sahip olmakla birlikte, belirli şartların varlığı hâlinde rekabet hukukundan muaf tutulabilmektedir. Bu muafiyet, sözleşmenin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez; her durumda ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.


Rekabet hukukunda muafiyet, genel olarak iki şekilde karşımıza çıkar:


  • Blok (grup) muafiyeti

  • Bireysel muafiyet


Blok muafiyet, belirli türdeki sözleşmelerin, kanunda veya ikincil düzenlemelerde öngörülen şartları taşıması hâlinde, ayrıca bir başvuruya gerek olmaksızın muaf kabul edilmesini ifade eder. Ancak tek satıcılık sözleşmesinin bu kapsama girebilmesi için, sözleşmede yer alan rekabet sınırlamalarının belirli sınırları aşmaması gerekir.


Özellikle; satış fiyatlarının sabitlenmesi, mutlak bölge koruması sağlanması, paralel ticaretin tamamen engellenmesi, gibi düzenlemeler, blok muafiyetin dışına çıkılmasına neden olabilmektedir.


Uygulamada yaşanmış bir örnekte, üretici konumundaki bir şirket, Türkiye genelinde faaliyet gösteren tek satıcısıyla yaptığı sözleşmede, ürünlerin yalnızca belirlenen bölge içinde satılabileceğini ve farklı bölgelerden gelen taleplerin kesin olarak reddedilmesi gerektiğini düzenlemiştir. Ayrıca satıcının internet üzerinden satış yapması da yasaklanmıştır. Bu sözleşme düzenlemeleri, ilgili pazarda rekabeti önemli ölçüde kısıtladığı gerekçesiyle muafiyet kapsamında değerlendirilmemiştir.


Bireysel muafiyet ise, sözleşmenin rekabeti sınırlayıcı etkilerine rağmen; üretim veya dağıtımda etkinlik sağlaması, teknik veya ekonomik gelişmeye katkı sunması, tüketiciye somut fayda yaratması, gibi gerekçelerle, rekabet üzerindeki olumsuz etkilerin tolere edilebilir bulunması hâlinde gündeme gelir.


Bu değerlendirme yapılırken, sözleşmenin ilgili pazarda rekabeti tamamen ortadan kaldırmaması temel bir ölçüt olarak kabul edilir. Rekabeti tümüyle dışlayan veya pazarı kapatan sözleşmelerin muafiyet kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.


Buna karşılık başka bir uygulamada, yüksek teknik bilgi ve satış sonrası hizmet gerektiren bir ürün grubunda, tek satıcının yaygın servis ağı kurması, yedek parça stoğu tutması ve personel eğitimi yapması zorunlu tutulmuştur. Bu yatırımların, ancak belirli ölçüde bölgesel koruma sağlanması hâlinde mümkün olabileceği kabul edilerek, sözleşmenin bireysel muafiyet kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır.


Uygulamada, tek satıcılık sözleşmelerinin muafiyet koşullarını taşımadığı hâllerde;


  • sözleşmenin ilgili hükümleri geçersiz sayılabilmekte,

  • taraflar idari yaptırımlarla karşılaşabilmekte,

  • ağır para cezaları gündeme gelebilmektedir.


Bu nedenle, tek satıcılık sözleşmelerinin hazırlanması aşamasında yalnızca ticari beklentiler değil, rekabet hukuku riskleri de mutlaka dikkate alınmalıdır.


7. Tek satıcılık sözleşmesi yapılırken nelere dikkat edilmelidir?


Tek satıcılık sözleşmeleri, taraflara önemli ticari avantajlar sağlayabilmekle birlikte, yanlış veya eksik kurgulandığında ciddi hukuki ve mali riskler doğurabilmektedir. Bu nedenle sözleşme hazırlanırken yalnızca ticari beklentiler değil, hukuki sınırlar da birlikte değerlendirilmelidir.

Uygulamada özellikle şu hususlara dikkat edilmesi gerekir:


  • Tekel hakkının kapsamı açık ve sınırlı olmalıdır. Satıcının yetkili olduğu bölge, ürün grubu ve süre net şekilde belirlenmeli; belirsiz ve geniş ifadelerden kaçınılmalıdır.


  • Rekabet hukukuna aykırı düzenlemelerden kaçınılmalıdır. Satış fiyatlarının sabitlenmesi, mutlak bölge koruması sağlanması veya paralel ticaretin tamamen yasaklanması gibi hükümler, sözleşmenin geçerliliğini ve muafiyet imkanını ortadan kaldırabilir.


  • Üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek haklar gerçekçi değerlendirilmelidir. Tek satıcılık sözleşmesinin üçüncü kişileri doğrudan bağlamadığı unutulmamalı; haksız rekabet gibi istisnai hâller dışında, sözleşmeden kaynaklanan taleplerin kime yöneltilebileceği doğru analiz edilmelidir.


  • Muafiyet koşulları sözleşme aşamasında gözetilmelidir. Sözleşmenin blok muafiyet veya bireysel muafiyet kapsamında kalıp kalmadığı, henüz imza aşamasındayken değerlendirilmelidir. Sonradan yapılacak düzeltmeler çoğu zaman yeterli olmamaktadır.


  • Sözleşmenin sona ermesi ve fesih halleri açıkça düzenlenmelidir. Sürenin bitimi, haklı fesih halleri, stokların durumu ve tarafların yükümlülükleri net olarak belirlenmelidir.


Uygulamada yaşanan birçok uyuşmazlık, tek satıcılık sözleşmelerinin “standart metinler” üzerinden ve hukuki denetim yapılmaksızın imzalanmasından kaynaklanmaktadır. Oysa bu sözleşmeler, yalnızca taraflar arasındaki ilişkiyi değil, piyasa yapısını ve rekabet dengesini de doğrudan etkileyen düzenlemelerdir.


Bu nedenle tek satıcılık sözleşmesi kurulmadan önce, sözleşmenin hem borçlar hukuku hem de rekabet hukuku bakımından birlikte değerlendirilmesi, ileride telafisi güç sonuçların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.


***


Tek satıcılık sözleşmeleri, doğru kurgulandığında taraflar için etkin ve sürdürülebilir bir ticari yapı sunabilir. Ancak hukuki sınırları göz ardı edilen veya rekabet hukukuyla uyumlu olmayan sözleşmeler, ciddi yaptırımlar ve uyuşmazlıklar doğurabilmektedir. Bu nedenle tek satıcılık ilişkilerinin, bilinçli ve hukuki farkındalıkla kurulması büyük önem taşır.


Av. Oğuz Kara


 
 
 

Yorumlar


bottom of page