Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi: Saklı Pay – Tenkis – Muvazaa Tartışmaları ve Sona Erme
- Oguz Kara
- 21 Oca
- 5 dakikada okunur
1. Genel Çerçeve
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup uygulamada özellikle ileri yaş, yalnızlık, bakım ihtiyacı, aile içi ilişkiler ve malvarlığının geleceğine ilişkin kaygılar nedeniyle sıklıkla tercih edilmektedir. Bu sözleşme ilişkisinde bakım borçlusu tarafından bakım alacaklısına ömür boyu bakım ve gözetim sağlanmakta; bakım alacaklısı tarafından da bunun karşılığında bir malvarlığı değerinin devri üstlenilmektedir.
Sözleşmenin kurulması sırasında tarafların amacı, çoğu zaman “güven ilişkisi” üzerinden şekillenmekte; buna rağmen sözleşme, miras hukuku bakımından önemli etkiler doğurabilmektedir. Zira sözleşme kapsamında yapılan devirler, saklı paylı mirasçıların miras hakkına müdahale tartışmalarını gündeme getirebilmektedir.
Bu yönüyle ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, bir yandan borçlar hukuku çerçevesinde geçerliliği değerlendirilmekte; diğer yandan miras hukuku bakımından saklı pay ve tenkis hükümleriyle temas eden sonuçlar doğurduğu kabul edilmektedir.
2. Sözleşmenin İvazlı Yapısı ve Karma Nitelik Tartışması
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kural olarak ivazlı (karşılıklı edimli) bir sözleşme niteliği taşıdığı görülmektedir. Bu kapsamda bakım borçlusu tarafından sağlanan bakım edimi, bakım alacaklısı tarafından gerçekleştirilen devir ediminin karşılığı olarak düzenlenmektedir.
Bununla birlikte uygulamada bazı dosyalarda sözleşme her ne kadar “bakım karşılığı devir” görünümünde kurulmuş olsa da, edimler arasında ciddi bir dengesizlik bulunduğu, devredilen malvarlığının değerinin bakım edimi ile açıklanamayacak düzeye ulaştığı ve dolayısıyla işlemin bağışlama niteliğine yaklaşabildiği gözlemlenmektedir. Bu ihtimalde, sözleşmenin tamamen ivazlı bir işlem olarak ele alınması yerine, kısmen bağışlama unsuru taşıdığı yönünde bir değerlendirme yapılabilmektedir.
Bu noktada, sözleşmenin “karma bağışlama” niteliğine sahip olabileceği; buna bağlı olarak da karşılıksız kabul edilen kısmın tenkis denetimine elverişli hale gelebileceği değerlendirilmektedir.
3. Saklı Payın İhlali ve “Saklı Payı İhlal Kastı” Meselesi
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında yapılan devir işlemlerinin saklı payı ihlal edebileceği, doktrinde ve uygulamada kabul edilmektedir. Ancak burada kritik olan hususun, her saklı pay azalmasının otomatik olarak “ihlal kastı” anlamına gelmediği; somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu görülmektedir.
Saklı payı ihlal kastının; bakım alacaklısının, saklı paylı mirasçıların haklarının zedeleneceğini bilerek ve bu sonucu göze alarak işlem tesis etmesi şeklinde anlaşılabildiği belirtilmektedir. Dolayısıyla, yalnızca “devir yapılmış olması” değil, devrin yapılma amacı, tarafların ilişkisi, bakım ihtiyacının varlığı ve edimler arasındaki denge gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Uygulamada kastın değerlendirilmesinde; bakım alacaklısının gerçekten bakım ihtiyacının bulunup bulunmadığı, devir konusu malvarlığının bütün malvarlığı içindeki oranı, devir zamanlaması ve bakım borçlusunun fiili bakım ifasının kapsamı gibi olguların önem kazandığı görülmektedir. Bu olguların her birinin tek başına kesin sonuç doğurmadığı; ancak birlikte değerlendirildiğinde güçlü kanaat oluşturabildiği kabul edilmektedir.
Örneğin Ahmet Bey, 78 yaşında ve son yıllarda günlük işlerini tek başına yapmakta zorlanmaktadır. Ahmet Bey bu süreçte yanında kalan ve kendisine fiilen bakan komşusu Mehmet Bey ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmakta ve İstanbul’daki tek dairesini Mehmet Bey’e devretmektedir. Ahmet Bey’in iki çocuğu bulunmakta olup çocuklar, dairenin devredilmesi sebebiyle saklı paylarının fiilen ortadan kalktığını ileri sürmektedir. Bu durumda, sözleşmenin varlığı tek başına saklı payı ihlal kastını otomatik olarak göstermemekte; Ahmet Bey’in gerçekten bakım ihtiyacının bulunup bulunmadığı, Mehmet Bey’in bakım edimini fiilen ve hangi kapsamda yerine getirdiği, devrin Ahmet Bey’in malvarlığının tamamına yakını olup olmadığı gibi hususlar değerlendirilmekte; tüm bu olgular birlikte ele alınarak saklı payı ihlal kastının bulunup bulunmadığı sonucuna varılabilmektedir.
4. Tenkis mi, Muris Muvazaası mı? Uygulamada En Kritik Ayrım
Bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda en önemli ayrımın, hukuki ilişkinin “gerçekten bakım karşılığı ivazlı bir işlem mi” yoksa “gizli bağış niteliğinde muvazaalı bir işlem mi” olduğunun tespiti olduğu değerlendirilmektedir. Eğer sözleşmenin ana mantığının bakım karşılığı devir olduğu, ancak edimler arasında dengesizlik bulunduğu ve kısmen bağışlama unsurunun ortaya çıktığı kanaatine varılırsa, mirasçılar bakımından tenkis hükümlerinin işletilebildiği görülmektedir. Bu senaryoda, saklı payı aşan kısmın iadesi veya denkleştirme niteliğinde çözüm yöntemlerinin gündeme gelebildiği kabul edilmektedir.
Buna karşılık, sözleşme yalnızca şeklen kurulmuş ve gerçekte bağışlama iradesi gizlenmiş ise muris muvazaası iddiasının ileri sürülebildiği; bu durumda davanın hukuki niteliği, ispat düzeni ve talep sonucunun farklılaştığı değerlendirilmektedir. Bu ayrımın sağlıklı yapılmasının, davanın stratejisini doğrudan belirlediği açıktır.
Örneğin Ayşe Hanım, 82 yaşında olup uzun süredir bakıma ihtiyaç duymamakta; ancak yeğeni Can ile aralarında güçlü bir duygusal bağ bulunduğu bilinmektedir. Ayşe Hanım, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak tüm taşınmazlarını Can’a devretmekte, buna karşın Can’ın bakım edimi somut olarak düzenli bir hizmet şeklinde yerine getirilmemekte ve fiili bakım ilişkisi zayıf kalmaktadır. Ayşe Hanım’ın saklı paylı mirasçıları olan çocukları, işlemin gerçekte bakım karşılığı yapılmadığını, sözleşmenin bağış niteliğinde olduğunu ve bu nedenle muris muvazaası bulunduğunu ileri sürebilmektedir. Buna karşılık Can, sözleşmenin ivazlı olduğunu ve bakım yükümlülüğünü yerine getirdiğini savunabilmektedir. Böyle bir uyuşmazlıkta, sözleşmenin ivazlı niteliğinin korunup korunmadığı, edimler arasında açık bir dengesizlik bulunup bulunmadığı ve gerçek iradenin bağışlama olup olmadığı değerlendirilmekte; sonuca göre olayın tenkis mi yoksa muris muvazaası çerçevesinde mi ele alınacağı belirlenebilmektedir.
5. TBK m. 617 Kapsamında Önemli Sebeple Sona Erme
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, taraflar arasında kurulan sürekli borç ilişkisi niteliği taşıdığı kabul edilmektedir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırılık ve ilişkiyi çekilmez hale getiren gelişmeler yaşanması halinde, tarafların hukuki korunmaya ihtiyaç duyabileceği görülmektedir.
Türk Borçlar Kanunu m. 617 kapsamında “önemli sebep” kavramı üzerinden sözleşmenin önelsiz şekilde sona erdirilebilmesine imkân tanındığı anlaşılmaktadır. Bu düzenlemenin amacı; taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği, sözleşmenin sürdürülmesinin objektif olarak beklenemeyeceği veya bakım ilişkisinin fiilen yürütülemez hale geldiği durumlarda hukuki çözüm üretilmesidir.
Önemli sebep kavramının, somut olayın özelliklerine göre geniş bir değerlendirmeye elverişli olduğu; bu bağlamda tarafların davranışları, bakım ediminin ifa seviyesi, birlikteliğin fiili durumu, ekonomik ve kişisel koşulların değişmesi gibi olguları kapsayabilmektedir. Bu sebeple tek bir ölçüt üzerinden değil, olayın bütün şartları üzerinden değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Örneğin Fatma Hanım, yalnız yaşayan 75 yaşında bir kişidir ve kendisine bakılması amacıyla Elif ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmakta; Elif’e bir taşınmaz devri gerçekleştirilmektedir. Ancak bir süre sonra Elif’in Fatma Hanım ile aynı evde kalmayı reddettiği, bakım edimini düzensiz şekilde ifa ettiği ve taraflar arasında ciddi güven sorunlarının ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durumda Fatma Hanım açısından sözleşmenin devamının çekilmez hale geldiği ileri sürülebilmekte; TBK m. 617 kapsamında önemli sebebin varlığı halinde sözleşmenin önelsiz olarak sona erdirilmesi gündeme gelebilmektedir. Sona erme halinde ise taraflar arasında tasfiye yapılması gerektiği, somut olaya göre devredilen malın geri verilmesi veya denkleştirme niteliğinde çözümlerin değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
6. Sona Ermenin Hukuki Niteliği: Fesih mi, Dönme mi?
TBK m. 617’de kullanılan terminolojinin “fesih” kavramına yakın olmakla birlikte, sona ermenin sonuçları itibarıyla geçmişe etkili bir tasfiye mekanizmasına yaklaştığı ve bu nedenle “dönme” etkisine ilişkin tartışmaların ortaya çıktığı görülmektedir.
Zira ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakımından, sona erme halinde taraflar arasında bir tasfiye yapılması gerektiği, yapılan edimlerin karşılıklı olarak iadesi veya denkleştirme usulleriyle çözümlenmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Bu durum, klasik sürekli borç ilişkilerindeki fesih sonucundan farklı bir tablo ortaya çıkarabilmektedir.
Bu nedenle TBK m. 617 kapsamında sona ermenin niteliğinin her somut olayda ayrıca tartışılması gerektiği; uygulamada mahkemenin hem sona ermenin koşullarını hem de sona ermenin tasfiye sonuçlarını dengeli şekilde ele almasının gerektiği kabul edilmektedir.
7. Değerlendirme ve Sonuç
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin, yalnızca taraflar arasında bir bakım ilişkisi doğurmadığı; aynı zamanda miras hukuku bakımından saklı paylı mirasçılar yönünden hak kayıplarına yol açabilecek sonuçlar meydana getirebildiği görülmektedir. Bu kapsamda sözleşmenin ivazlı niteliğinin somut olayda korunup korunmadığı, saklı payı ihlal kastının bulunup bulunmadığı ve işlemin muris muvazaası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği dikkatle ele alınması gereken başlıklar arasında yer almaktadır.
Diğer yandan TBK m. 617 kapsamında önemli sebeple sona erme mekanizmasının, sözleşme ilişkisini çekilmez hale getiren durumlarda taraflara önemli bir hukuki güvence sağladığı anlaşılmaktadır. Bu mekanizmanın uygulanmasında “önemli sebep” kriterinin somut olaya göre değerlendirilmesi gerekmekte; sona ermenin tasfiye sonuçlarının ise sözleşmenin sürekli niteliği ile bağdaşacak şekilde ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin gerek kurulma aşamasında gerek uyuşmazlık aşamasında, “tek bir başlık üzerinden” değil; borçlar hukuku ve miras hukuku bağlamında çok boyutlu bir değerlendirme ile ele alınmasının uygulamada uyuşmazlıkların doğru yönetilebilmesi açısından zorunlu olduğu değerlendirilmektedir.




Yorumlar